31 Temmuz 2010 Cumartesi

IF YOU ARE WANT TO BE HIGH AND YOU ARE HUNGRY


Eğer kendinizi kremin üzerinde kiraz gibi hissetmek istiyorsanız Buono sizin için dört dörtlük bir pastadır.
.

Radisson otelinin 29ncu katında bulunan bu restoran,Moskovanın en ''yüksek'' italyan restoranı olarak kabul edilyor.Açıldığı dakikadan itibaren büyük ziyaretçı akışına sahip bir mekan olduğunu duyudum, hatta bir pazartesi günü beş saat öncesinden orda romantik bir akşam yemeği  için masa ayarlamaya çalışırken, ''Önümüzdeki günlerde bütün masalara rezevasyon yapılmıştır,maalesef boş yerimiz yok,ama şanslısınız,bir sonraki pazartesi  bir yerimiz var...'' cevabıyla karşılaştım.Sonraki pazartesi otelin yepyeni ve adeta parlayan asansörle yukarı çıkıp, merdivenleri geçtiğimizde,karşımıza ferah, yuksek tavanlı bir hol çıktı  ve bizi bekleyen,aynı zamanda çok imrendiğimiz ''bulutlara dalma'' koltutukları görür görmez, ''bulutlarda yüzmek'' için onları bi süreliğine esir aldık.

Başlangıç olarak assimetrik tabakta,kurabiye boyunda mülkemmel baharatlandırmış beyaz fasulye soslu tartare de boeuf aldım. Onu çok hızlı bi şekilde yok edip ,ana yemeğim olan pasta neroya geçtım.İtalyan siyah buğday çubukları ve onların arasında bol bol olan deniz ürünleri, içinde langoustine da vardı, tartareden daha baştan çıkatıcı gözükyordu,ama maalesef mülkemmel sos rusların,yıllarca takib ettiğim, rezil sorumsuz ‘’al dente’’ pişirme konsept ile uyum sağlamadı. Laf polemiğe girmeden ‘’Makarnaya japon yapıştırıcı sosunu da ihmal etmediler, sağolsunlar’’ diyorum.

Spaghettinin telafisini tatlıda bulacamı düşündüm ve yanılmadım.Hatta tatlı bir sürprizle karşılaştım.Böğürtlenli milföy her detaya kadar dikkat ile yapılmıştı : hamur çıtır çıtırdı ve ağzımda eriyordu,kremi hakkında tek kelime söylecam-nefis,ezilmiş antep fıstıkları ise olaya renk ve  tat getirirken,etrafta çember oluşturan böğürtlenler ve böğürtlenli sos ise miloya kişilik getirdı.

Yani bu mekana giderseniz aperatifleri ihmal etmeyin ve pastane harikalarına saldırın.

Bon Appétit  


14 Temmuz 2010 Çarşamba

Piyasa


Beşiktaş elindeki yabancılardan kurtulmanın derdinde. Delgado, Tabata, Holosko, Tello ve Zapotocny'den herhangi birine 3 milyon euroluk teklif gelse, yanında birini daha promosyon olarak verecekler. Delgado'nun Beşiktaş'a 7 milyon euro civarında bir maliyetle transfer olduğunu biliyoruz. Kulüp iflas açıklayacaktı vs... Defterde yazan değer o. Tabata 8 milyon euro, Holosko 5,5 milyon euro, Zapotocny 4,5 milyon euro...

Yıllarca Delgado'nun arkasında iyi bir orta saha olmadığından verimli olamadığı yazıldı duruldu. Tabata'ya yeteri kadar şans verilmedi dendi. Holosko'yu sağ çizgi bitirdi... Tello Nobre'nin maaşına bakıp oynamadı. Zapotocny'nin temel problemi de Gökhan Zan'la yanyana oynamasıydı... Bobo'ya pas atacak adam yok. Delgado'nun pas yapacağı adam yok... Bunların doğru olduğunu kabul edelim.

Peki dünyada tek bir takım yok mu, Delgado'yu tekrar parlatma, Tabata'ya şans verme, Holosko'ya ait olduğunu pozisyonda görev verme veya Zapotocny'e Gökhan Zan'sız bir tandemde oynatma iddiasında olan...

Görünüşe bakılırsa, yok. Demek hiç bir teknik direktör Delgado iyiydi de çevresi kötüydü diye düşünmüyor. Holosko'nun yanlış yerde kullanıldığını, doğru yerde kullanılsa seneye Milan'a gideceğini iddia eden tek bir kulüp yok. Zapotocny'nin aslında sarı çiyan olduğunu, tek şanssızlığının Gökhan Zan'la beraber oynamak olduğunu savunan bir teknik adam göremiyoruz.

Beşiktaş kimi alsa eleştirirsin sen zaten...

Peki neyi görüyoruz?

Beşiktaş verirse alırız... Yani?

Yani bu oyunculara para ödemeyiz. Parasını siz verin, biz oynatıp oynatmayacağımıza bakarız.

İşte Beşiktaş yıllardır bu yabancı oyuncularla mücadele ediyor. Göndermek istediğinde kimseye satamadığın, Eskişehir, Bursa gibi takımların talip olduğu ancak onların bile para ödemek istemedikleri oyuncular... Bu adamlar bugün bu hale gelmediler. Her zaman bu haldelerdi. Biz Holosko yetersiz derken, Tello'dan adam olmaz derken "Yaaa bunlar Beşiktaş'ı geçen sene şampiyon yaptı" deniyordu. Bir senede mi değişti her şey? Hadi ben futboldan anlamıyorum, vasat bir Alman, bir Rus, bir Yunan takımı neden talip olmuyor oyuncularımıza?

Rubin Kazan alsa ya Holosko'yu... İstediği mevkide oynatıp bir sonraki sene iki katına satarlar... Hem Holosko her zaman satarken para kazabileceğin bir oyuncu olmuştur. Biz öyle almamış mıydık?

Düşünün işte. Beşiktaş bu oyunculardan kurtulmak istiyor. Hem de 3'e 5'e bakmadan. Taliplileri de Eskişehir ve Bursa...

Bu oyuncular bir senede mi piyasalarını kaybettiler?

Ben yıllarca "bu adamlar yetersiz" derken savunmaya geçenler şimdi konuşsunlar öyleyse. Bu adamların dünya futbol piyasasındaki değerlerini yorumlasınlar. Yorumlasınlar ki biz de öğrenelim işin aslını.http://eksibesiktas.blogspot.com/

13 Temmuz 2010 Salı

THE DAMMED UNITED


İngliterenin geçen yüzyılın atmışlı ve yetmişli yıllarda geçen ‘’ THE DAMMED UNITED ‘’ f'ilmi , Brian Clough’un confrontasyonel ve kara mizahlı 44 günlük Leeds United devrini alnatyor. 
Clough’tan önce en büyük rakibi, Don Revie , tarafından çalıştırılan Leeds United,tarihin en başarılı dönemini yaşamaktayken,yeni teknik direktörün getirdığı agresiv ve sıradışı oyun tarzıyla yüzleşmektedır
Hartepool ve Derby Country takımlarıyla muhteşem bir başarı yakalayan Brian Clough’un ve yardımcısı Peter Taylor’un, takım kurma konusunda her zaman kendi prensiplerinı izlemektedirler.Leeds Unıited macerasına sadık yardımıcı Taylor’dan yoksul çıkan Brian, hala ‘’Biz Don’un çocuğuyuz’’ diyen oyunculara karşı otoritesi için mücadele vermektedir.Bu aynı zamanda onun kavgacı ve dahi kişiliği için 44 günlük büyük bir testtıir.David Peace’ın bu bestseller romanını ekrana taşıyan isim ise Tom Hooper ( John Adams,Elizabeth I) oldu.

ÇOK VEREN MALDAN AZ VEREN CANDAN...


BİR BAKIŞ AÇISI ;

"PARASI OLMAYAN MAÇA GİTMESİN" SÖZÜ ÇOK CAHİLCE,EGOİZMİN DORUKLARINDA VE DİKTA BİR SÖYLEMDİR!!! BEŞİKTAŞLILIK KARDEŞLİKTİR DÜŞÜNCEMİZE TERSTİR. BEŞİKTAŞLI SADECE KENDİNİ DEĞİL KARDEŞİNİ DE DÜŞÜNMELİDİR. GÜCÜ YETTİĞİNCE 1 LİRALIK DA OLSA "LİSANSLIR ÜRÜN" OLARAK KENDİNCE TAKIMINA DESTEK OLABİLEN VE İMKANI EL VERMEDİĞİ İÇİN OLAMAYAN TÜM KARTALLARIN CANI SAĞOLSUN.

BEŞİKTAŞ SEVGİSİ PARAYLA ÖLÇÜLMEZ BEŞİKTAŞ SEVGİSİNİN ÖLÇÜSÜ BEŞİKTAŞLI DURUŞUNA YAKIŞANI YAPMAKTIR!!!

ELBETTE BEŞİKTAŞ AŞKINDAN HİÇ BİRŞEY DAHA ÖNEMLİ DEĞİLDİR AMA FORMA,KOMBİNE, ULAŞIM MASRAFLARI ÜZERİNE BUNUN YANINDA ASGARİ ÜCRETİN KOMİK BİR SEVİYEDE OLDUĞU BU ÜLKEDE YAŞAM MÜCADELESİ VERME KONUSU GÖZARDI EDİLEMEZ BİR GERÇEKTİR.

QUARESMA İSTEMESİ GÜZEL KULÜBÜMÜZE DESTEK OLMALIYIZ AMA HARCADIĞI PARAYA GÖRE İNSANLARIN BEŞİKTAŞLILIĞI ÖLÇÜLEMEZ BEŞİKTAŞIMIZI HER TÜRLÜ ELİMİZDEN GELDİĞİNCE DESTEKLEMEK BOYNUMUZUN BORCUDUR !!!

10 Temmuz 2010 Cumartesi

İŞTE TÜRK-RUS TAKIMLARININ AVRUPA KUPALARINDA MAÇLARI


1971-72 Şampiyon Kulüpler Galatasaray-CSKA Moskova 1-1 / 0-3

1971-72 Kupa Galipleri Eskişehirspor-D.Moskova 0-1 / 0-1

1981-82 Kupa Galipleri Ankaragücü-Rostov 0-3 / 0-2

1975-76 UEFA Kupası Galatasaray-Torpedo Moskova 2-4 / 0-3

1993-94 Şampiyonlar Ligi Galatasaray-Spartak Moskova 0-0 / 1-2

1996-97 İntertoto Kupası Antalyaspor-Volgograd 2-1

1996-97 İntertoto Kupası Kocaelispor-Uaralmash 0-2

1997-98 İntertoto Kupası Antalyaspor-Niji Novograd 0-1

1997-98 Kupa Galipleri Kocaelispor-L.Moskova 1-2 / 0-0

2000-01 Şampiyonlar Ligi Eleme Beşiktaş-L.Moskova 3-0 / 3-1

2002-03 Şampiyonlar Ligi Galatasaray-L.Moskova 2-0 / 1-2

2005-06 UEFA Kupası Beşiktaş-Zenit 1-1

2007-08 Şampiyonlar Ligi Fenerbahçe-CSKA Moskova 2-2 / 3-1

2009-10 Şampiyonlar Ligi Beşiktaş-CSKA Moskova 1-2/ 1-2

Hey kornerlerin kralı,tüm gökyüzündeki kartallara selam soyle!


Şükrü Mustafa Gülesin, (d. 14 Eylül 1922, İstanbul - ö. 10 Temmuz 1977) Türk futbolunun yetiştirdiği en önemli yıldızlardan biri.

Futbola Kınalıada'da kaleci olarak başladı. Kısa süre sonra forvet pozisyonuna geçti. İstanbul Erkek Lisesi'nde okuduğu dönemde Beyoğluspor'a geçti. Buradan 1940/1941 sezonunda Beşiktaş Jimnastik Kulübü'ne transfer oldu.

1944/1945 yılında oynadığı Ankaragücü dışında 10 yıl boyunca Beşiktaş'ta oynadı. Bu dönemde 3 Millî Küme, 6 İstanbul Ligi, 2 İstanbul Kupası, 2 Başbakanlık Kupası şampiyonluğu yaşadı. Derbilerde Galatasaray'a 13 gol, Fenerbahçe'ye ise 9 gol atma başarısını gösterdi.

Üstün futbol yeteneğinin yanı sıra kornerden attığı goller ile ün kazandı. 1950'de İtalya takımı Palermo'ya transfer oldu. Bir sonraki sezon Lazio'ya, ertesi yıl tekrar Palermo'ya transfer oldu. İtalya Ligi'nde oynadığı 3 sezonda 79 maç oynadı, 36 gol attı.

Türkiye'ye dönünce Galatasaray'a transfer oldu. Futbolculuk yaşantısı II. Dünya Savaşı dönemine geldiği için, millî forma altında sadece 11 maç yaptı, 4 gol attı.

Aktif futbol yaşantısı bittikten sonra, Millî Takım Teknik Komitesi'ne seçildi. Beşiktaş'ta yöneticilik yaptı. Ayrıca spor yazarlığı yaptı.

Şükrü Gülesin, 10 Temmuz 1977 günü kalp krizi geçirerek öldü.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Siyah-Beyaz

Bir Beşiktaşlının hayatında sadece iki renk vardır: biri siyah, biri beyaz. Felsefi, kutupsal sade kontrastıyla, yeryüzünde nadir bulabileceğiniz dâhisel şeylerden bir tanesidir bu renk uyumu.
Siyah-beyazı kanında taşımak, büyük bir lütuftur, büyük bir armağandır, görkemli bir kederdir.
Siyah-beyazın kanıyla kalbini, zihnini, ruhunu beslersin. Hayatın siyah-beyaz olur. Sokakta yürürken simsiyah asfalta bakıp, beyaz çizgileri görürsün “Bütün yollar İnönü’ye gidiyor” dersin.
Bir Dalmaçyalı gördüğün zaman yanındaki arkadaşına ‘‘Bak, köpeğe bile siyah-beyaz kan girmiş dersin” yolda. Karşıdan gelen, hiç tanımadığın, Beşiktaş formasını giyen birinin bakışını yakalayıp, gülümseyerek, erdemli bir baş selamı verirsin. Bu kişi dünyanın herhangi bir köşesinde karşına çıksa da aynı tepkiyi verirsin. Çünkü aranızda bir bağ olduğunu hissedersin. Siz siyah-beyaz kanın kardeşisiniz. Bazen İnonü’nün önünden geçerken diz çöküp dua eder, namaz kılarsın. Maça giremediğin zaman stadın önünde beklersin, Çarşı’nın çıkardığı desibeller kulağına gelir onlarla beraber tezahüratları söylemeye başlarsın. Sahadaki durumu hayal edersin.
Beşiktaş gol yer: üzülürsün, ağlarsın, kendini boğaza atmaya çalışırsın. Beşiktaş gol atar İnönü’nün duvarlarına tırmanmaya çalışırsın. Maç biter bir sonraki maçı hayal etmeye başlarsın, hiç yorulmazsın, hiçbir zaman pes etmezsin. Çünkü sen Beşiktaşın taraftarısın. Sen her zaman siyah-beyaz nirvananın çok değerli bir parçasısın.