Bir Beşiktaşlının hayatında sadece iki renk vardır: biri siyah, biri beyaz. Felsefi, kutupsal sade kontrastıyla, yeryüzünde nadir bulabileceğiniz dâhisel şeylerden bir tanesidir bu renk uyumu.
Siyah-beyazı kanında taşımak, büyük bir lütuftur, büyük bir armağandır, görkemli bir kederdir.
Siyah-beyazın kanıyla kalbini, zihnini, ruhunu beslersin. Hayatın siyah-beyaz olur. Sokakta yürürken simsiyah asfalta bakıp, beyaz çizgileri görürsün “Bütün yollar İnönü’ye gidiyor” dersin.
Bir Dalmaçyalı gördüğün zaman yanındaki arkadaşına ‘‘Bak, köpeğe bile siyah-beyaz kan girmiş dersin” yolda. Karşıdan gelen, hiç tanımadığın, Beşiktaş formasını giyen birinin bakışını yakalayıp, gülümseyerek, erdemli bir baş selamı verirsin. Bu kişi dünyanın herhangi bir köşesinde karşına çıksa da aynı tepkiyi verirsin. Çünkü aranızda bir bağ olduğunu hissedersin. Siz siyah-beyaz kanın kardeşisiniz. Bazen İnonü’nün önünden geçerken diz çöküp dua eder, namaz kılarsın. Maça giremediğin zaman stadın önünde beklersin, Çarşı’nın çıkardığı desibeller kulağına gelir onlarla beraber tezahüratları söylemeye başlarsın. Sahadaki durumu hayal edersin.
Beşiktaş gol yer: üzülürsün, ağlarsın, kendini boğaza atmaya çalışırsın. Beşiktaş gol atar İnönü’nün duvarlarına tırmanmaya çalışırsın. Maç biter bir sonraki maçı hayal etmeye başlarsın, hiç yorulmazsın, hiçbir zaman pes etmezsin. Çünkü sen Beşiktaşın taraftarısın. Sen her zaman siyah-beyaz nirvananın çok değerli bir parçasısın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder